Pages

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Sons of the Storm

Long long time ago, yani boyum 1 metrenin altındayken, her çocuk gibi benim de resim yapmaya düşkünlüğüm varmış. Annem ve babam çalışmak için evden çıktıklarında akşam 5'e kadar ya bilimum çizgi film izleyerek (o video'yu defalarca bozdum, ileri geri sarmaktan eridi alet) yada resim yapıp sonra onları evin bilimum camına dışarıdan görülecek şekilde bantlayarak vakit geçirirmişim, hayal meyal hatırlıyorum. Hayır, bi kağıda kocaman harflerle İMDAT yazıp cama yapıştırmak hiç aklıma gelmemiş ama bi kaç defa balkondan kaçtığımı biliyorum. O resimleri annem saklamış, bi çanta dolusu resim yapmışım, hala duruyolar. 4 yaşındaymışım.

Sonra büyümüşüm (hayret), zamanın geçmesiyle bi şeyler "yaratma" düşüncem de değişmiş, üremekten bahsetmiyorum. O dönem gazetelerin "promosyon" olarak verdiği kartondan kes-yapıştır zozikleri varmış. İşte çeşit çeşit ev, araba, ıvır-zıvır. Manyaklar gibi her allahın günü onlarla uğraşmış ve benden daha yaşlı olan vitrinin üstünü boydan boya o kartondan evlerle kaplamışım. Derken işi abartmışım, çünkü gazeteler artık o promosyonu devam ettirmiyomuş. Madem öyle demişim, kendim tasarlar kendim yaparım. Yapmışım da. Kartondan kalemlik yaparak başlayıp, kartondan periskop yapana kadar işi ilerletmişim, ilkokul zamanları. Hangi akla hizmet bilmiyorum, kalemliklerin abuk subuk yerlerine aydınlatması için küçük lambalar ve devreler kurduğumu hatırlıyorum. Periskop da muhtemelen kendimi göstermeden pencereden bakabilmek içindi, derinlerde bi yerde röntgenci olabilirim alo!

- Şöyle uzanın Arman bey, çocukluğunuza dönelim. Ne görüyorsunuz?
- Pamuklu donlar görüyorum doktor bey, dedim size dönmeyelim diye!

Sonra artık nasıl bi psikolojiyse, suyla çalışan fare kapanı projesini çizmiş ama gerçekleştirmemişim, tasarı olarak kalmış. Suyla çalışıyo dediysem tabiki hidrolik bi şey yok, olay tamamen fareyi suda boğmak üzerine kurulu. "Oha hayvan" dediğinizi duyar gibiyim ve fareye konuşmadığınızın da farkındayım. Yaptım, ama bi sorun niye yaptım! Normal kapanlarla farenin boynunu kırmayı yada bazı durumlarda kafasının tamamen kopmasını vahşice bulmuşum çünkü, suda boğmak "daha temiz" gelmiş.. ama işte hayvancağızın daha çok can çekişeceğini düşünememişim. Çocuk aklı işte. Ha şimdi bi fare kapanı tasarlıycak olsam kesinlikle kesici, delici yada boğucu aletler kullanmazdım, gerçekten. Ne bileyim, 30 derecelik açı yapan bi rampanın üzerine bi bowling topu koyup, kapan kapandıktan sonra topun aşağı yuvarlanması prensibiyle çalışan bi kapan olabilirdi mesela. Kapanın içine küçük hoparlörler yerleştirip Indıana Jones theme song da çalabilirdim, evet evet. Ciddi değilim.

Diyeceğim şudur ki, işte bu sebeplerden ötürü 2004 yılında tutuklandım, HA! Hayır, yaratıcı insanlara zaafım var. Sam "Samwise" Didier ve Todd Lockwood gibi adamlar mesela. Samwise, Blizzard Entertainment Art Director sıfatıyla yaşayan, sokakta görseniz "hoju naber?" demek isteyeceğiniz kadar sen-ben bi insan ve bir dwarf fanatiği! Samwise'ın Blizzard'ın sanat bölümünde çalışan diğer elemanlarla bir internet sitesi var, Sons of the Storm. Sam'in çalışmalarına bakmak için girdiğim sitede Chris Metzen'i de buldum, ki Metzen'in çizim yaptığını bilmiyodum (cehalet işte). Thrall, Varian ve pek çok karakteri seslendiren adamdı o benim için, sadece o kadar değilmiş. Adamların profillerini okudum. Sevdikleri çizgi film kahramanları, sevdikleri çizgi romanlar, şu bu.. o kadar tanıdık ki. Altını üstüne getirdim sitenin. Sahibinin kim olduğunu bilmediğim ama çok beğendiğim çizimlerin Red Knuckle'a ait olduğunu, sayfayı da kendilerinin yaptığı ve yönettiğini, oyunda (WoW) yer alan çeşitli anıtların kimler için yapıldığını ve muhtemelen hayatımın hiç bir döneminde ihtiyacımın olmayacağı bi ton gereksiz şey öğrendim. Last Dwarf'a hasta oldum as usual, konuşmaları, konuşmamaları (mimik) falan.. Tome of Honor'a girip bi şeyler yazayım, bi köşesine eğri büğrü harflerle "Urich was here" olsun "Arman Samwise'ı seviyo, sevebilir.." olsun bi şeyler kazıyayım dedim ama elim klavyeye gitmedi, gidemedi ühü.

Hayran olduğum bu adamların, sadece hobilerini sürdürerek geçimlerini sağlayabildiklerine mi yanayım yoksa kendimi, insanın hobisini para kazanacağı bir işe çevirerek aynı şeyden -bir gün- bir daha asla aynı zevki alamayacağına, kişi artık "profesyonelleşmiş" olduğu için "işin rengini tamamen değiştirmiş" olduğu paradoksuna mı, yoksa ortada paradoks falan olmadığına, tamamen kendimi kandırmaya çalıştığıma mı odaklanayım bilmiyorum. Otobüste otururken yanınızdaki arkadaşınız walkman'inin kulaklıklarını çıkarıp sizin kulaklarınıza sokuşturur (burnunuza sokuşturuyosa ilişkinizi gözden geçirin), "abi şu şarkıyı bi dinlesene" der hani, dinlersiniz, seversiniz yada sevmezsiniz ama şarkı üzerindeki yargınız tamamen kişisel ve en az arkadaşınızınki kadar "amatör"dür. Aynı kişi, o kulaklıkları müzikle ilgilenen, bu işten para kazanan yada kazanmaya çalışan bir kişinin kulağına sokuşturduğunda alacağı tepki kesinlikle farklı olacak, farklı süzgeçlerden geçirilip yargıya dönüşecektir. "Hmm, lead guitar şu gamdan çalmış" "Olm basçı 6 telli çalıyo süfer!" "Davulcunun senkoplar harika" vs gibi şeyler söyleyecek, muhtemelen tüm şarkı boyunca sadece kendi çaldığı enstrümanı dinleyecek, bütünü göremeyecektir. Öyle olduğuna inanıyorum, inanmak istiyorum. Birileri bu çizimleri, bu şarkıları, bu oyunları, bu filmleri yaptığı için mutluyum.. ben yapamasam da. İyi ki varsınız.

P.S: Storm demişken, gökgürültüsüne de zaafım var, saatlerce dinleyebilirim. Şimdi düşündüm de, buna şu fare olayını da eklersek.. bi doktora görünmeli miyim?

Hiç yorum yok: