Pages

Cumartesi, Temmuz 10, 2010

Bored to Death

Böyle bi yazı yazmam bile olayın ne kadar vahim olduğunu kanıtlıyo aslında. Felaket sıkılıyorum, srsly. Nadiren gerçekleşen bi olay olsa da can sıkıntısından mütevellit kendimi astronot gibi hissetmem hayra alamet değil, insanlar ölebilir.


Tatil / Seyahat güzel olurdu fakat an itibariyle mümkün değil. Cantürk ve Byb ile ortak bi blog planımız vardı, çok da heves etmiştim lakin beğendiğimiz tüm blog isimleri alınmış, şimdilik patladı. Gerçi o blog'u açabilseydik (yada açarsak) buraya ne yazıca(ktı)m o da belli değil. Yeniden t-shirt boyamaya başlayabilirim belki, yeni boya ve fırçalar alabilirim, bilmiyorum. Illustrator öğrenmek için kitap alabilirim. Kitap okuyabilirim, tabi içimden gelmesi lazım. "Troll'lük yaparım" diye Facebook'u bile açtım ama ı-ıh, olmuyo, içimden gelmiyo.

Yazmak istediğim yazılar var fakat makina başında oturduğumda parmağımı kıpırdatamıyorum. Hem yalnız kalmak isteyip hem de "ulan yalnız başına nereye kadar" dediğim anlar oluyor. Gereksiz bi basiretsizlik, bi kararsızlık var, çözemiyorum. Sebepsiz bi moralsizlik var ve bunların depresyona dönmemesi lazım.

Bi süre hiç bi şey yazmayabilirim. Hayır, mızmızlanmıyorum, kabuğuma çekiliyorum. 

2 yorum:

z dedi ki...

O kadar ciddi bir blog yazarıyım ki , kelimelerimi seçerken dahi kılı kırk yarıyorum gibi düşüncelerim hiç bir zaman olmadı. ancak hayatta beni de geren şeyler var. misal 31'imi nerdeyse devirmek üzere olduğum halde trollükten henüz çıkamamış olmam veya her sabah toplu taşıma araçlarına binmem ya da mali durumumun son derece boktan olması. elbette bu son konu direkt türkiye ve 3. dünyanın sıkıntılarıyla ilişkilendirilebilir. heyhat.. 'her sabah yabancı bir yatakta uyanıyordum, bodrumdaydım, gençtim ve sanki yaz içime girmişti' dedirtecek bir hayatım olmadı. bütün bu sosyal baskılar,mekan baskısı, go sendromu, şemsiye baskısı, dantel örtüler, pornografi ve tüm evreni saran kara madde dahi üstüme çöktüğünde anlıyorum ki asıl sorun zaman baskısı ve onun ne uykulu ne uyanık tayf hali. En iyisi bir yarım bardak daha buzlu jack. aslında bir iş çıkışı sorulsa:
sıkılmak deyince aklıma hep ferhan şensoy gelir. bir kitabının arkasında şöle bişiler diyor f.ş. : "enis baturun yaşam kullanma kılavuzunu anlaşılması için yazdığı perec kullanım klavuzunun tam anlaşılması bir kullanım kılavuzu yazılabilir. diğer seçenek daha basit. kendiniz bir kitap yazabilirsiniz. bu kitap işte böyle bir sıkıntıyla 1994de yazılmaya başlandı ..." bir sıkıntının nispetini tarif edebilmek için bundan daha şiddetli bir tasvir düşünemiyorum.
izmir ile temel sıkıntılardan biri de mesela otobüs şöförlerinin işe alım kriterlerinin en mutlak şartı olarak adaylarda orospu çocukluğunun aranması. bu adamların anlayışsızlığı, antipatikliği, yaşadığınız her asap bozucu tecrübe ile birlikte durumunuzu hergün giderek etrafınızı daha fazla saran farklı bir sıkıntı bulutunun içine sokuyor. Misal bu adamlar otobüsün arkasından koşarsanız asla beklemezler. Fakat geçen gün tam duraktan hareket etmek üzereyken arkadan yetişmek için koşan bir adam. korkunç desibelde bir ıslık çaldı. değme sirenler o sesi çıkartamaz. otobüs zank diye durdu. adamın talentine rispekt etmemek elde değil. fakat adamın yetenekleriyle böylesine büyük bir problemini aşması, sıkıntılarım konusunda kendimi darlamamın ne kadar haklı olduğunu bir mermer gerçekliğiyle ortaya koymuş oldu. çok yalnızdım. Perdeleri açtım. tüm keşmekeşiyle jakarta'ya baktığımı hayal ettim.

Arman dedi ki...

Daha güzel anlatılamazdı heralde, seviom seni Zusa.