Pages

Salı, Mayıs 24, 2011

There and back again

Kayıtta mı? Ne? Açık mı yani diyorum? Buraya basıp mı konuşuyoruz? VAOOUWN! Anladım.. tamam.. tamam.. h-hm.. teşekkürler.. ehm!

Eee, meraba. hangi yıldayız? Iı, ben geldim, askerden. *5 saniye sonra*  Çok zor olmadı, sayılı gün çabuk geçiyomuş hakkaten. Daha 6 ay öncesine kadar T.S.K'yla neutral'ken, şu an exalted'ım, evet, tezkere verdiler. Ya işte daily'ler var bazı, mıntıka yap, içtimaya çık, nöbet tut, devriye gez, bulaşık yıka *gözünden bi damla yaş süzülür*, hizaya gel, sıra açıl, hırsız kaç, tazı tut falan, öyle yani. öhhö Ee.. böyle zor olucak, ışıklar lütfen:

Srsly tho, kilo aldığımı ve Pavlov'un şeysi misali her S. Ortaç, Sıla, Enbe (eh be!) falan duyduğumda kendimi kahvaltıda zannedip amilaz salgıladığımı yada olur olmadık zamanlarda olur olmadık kişilere "komtanım" dediğimi falan saymazsak hiç değişmedim. Çok da iyi oldu, çok da güzel oldu. Ha bana ne kattı, hiç bi şey! Çok epic insanlarla tanışıp, X-files tadında olaylara şahit oldum geldim. Epic derken, 4 yıllık üniversite mezunu sıfatıyla bir araya gelmiş kişilerin aşağıdaki diyaloglarını paylaşmak isterim:

(Konunun gelişim sırası: Japonya depremi > Fukuşima nükleer santralindeki sızıntı > Radyasyon > Radyoterapi)

S: Vücuttaki kanserojen bölgeye yüksek enerjili ışın gönderilmesi..
G: Hmm.
S: Kemoterapi var bi de.
G: O nası oluyo?
A: Chemistry, chemical, kemo ve terapi. İlaçla tedavi yani.
G: Nası bi ilaç bu tam olarak?
A: (sol elini sağ dirseğine dik olarak tutarak) Valla bu kadar bi ilaç, onu alınca zaten iyileşmemen mümkün değil.

O: Ooh yemeğini yedin, tatlını yedin, üstüne çayını da içtin, senden keyiflisi yok.
İ: Sigaranı da yaktın..
A: Eet, şu an tek ihtiyacım oral sex.

Yerel gazetede okuduğu "tüm kıta isimlerinin aynı harfle başlayıp aynı harfle bittiğini biliyor muydunuz?" (no shit!) yazısından sonra "Asya" diyip gerisini getiremeyen arkadaşın muhabbetini anlatmak istemiyorum bile. Çay kuyruğunda ön saflarda yer alabilmek için ilk defa giydiğim postallarla depar atıp akabinde düşmem (gökyüzünün 3 defa üzerimden geçtiğini saydım ve hayır çay alamadım), tuğgeneralin karşısında balık yemem yada kaçan bir aracın plakasını almam dışında yaptığım bi "kahramanlık" olmasa da, çayın insan sağlığına zararlı olabileceğini (içmemiş olsan bile) ve kişinin gerçekten içe doğru s.çabileceğini (bi şey yememiş olsan bile) öğrendiğim gibi, kaçan aracı yakalayamamamış olmanın da (adam gibi kovalayamamış olsan bile) benden başka kimsenin umrunda olmadığını farkettim.

Yandaki temsilî video'da çay sırasında ağır adımlarla ilerleyen vatandaşların başlarına gelebilecek kazalardan biri gösterilmiştir: http://youtu.be/ip5T89jfJoA   (heroic leap?)

Well, bunlar haricinde arada 1 haftalık izin alıp babamı evlendirdim lol, aile baya bi büyüdü. Birader okulu yarım dönem uzattı (aslanım benim!). Biri elf olmak üzere yeni arkadaşlarım oldu, yaaay! Takip ettiğim ve sayıları bi elin parmaklarını geçmeyen blog'lardan 3ünün ya kapandığını ya da taşındığını öğrendim. Oysa Gugıl Riidır diye bişi vardı, telefondan bile ulaşabiliyodum, öyle olsun.

Barlas, 30 yaşında, bekar.

Aralık'ta 5 tane birbirinden arızalı adam gönderdik: Barlas, Cantürk, Kaan, Murat ve ben. Hepsi birbirinden saçma anılarla döndü, eminim. 4-5 Haziran'da çatlayana kadar gülmek için Eskişehir'de toplanıyoruz. Yiyip içip s.çıp (its not gay if the balls are not touching) olayın şokunu üzerimizden attıktan sonra kendimizi daha saçma bi hayatın tam ortasında bulacak ve artık "okul bitsin", "askere bi gidip geliim" gibi hiç bi bahanemizin kalmadığını farkederek hıçkırıklarla ağlıycaz. Plan bu, elleri göreyim. Orrayt lez go!

Hiç yorum yok: